T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI GÜZEL SANATLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

İbrahgim Çallı

İbrahim Çallı (1882-1960)

İbrahim Çallı, 13 Temmuz 1882 yılında, günümüzde Denizli’ye, o dönemlerde ise İzmir’e bağlı olan Çal kasabasında dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini de burada tamamlamıştır. Resimle ilk tanışması bir Rum kundura tamircisinin dükkânındaki Köroğlu-Ayvaz resimleriyle olmuştur. Bu resimlerden etkilenen ilkokul öğrencisi Çallı, evlerinin beyaz badanalı duvarlarına kara kalemle Köroğlu-Ayvaz resimleri yapmaya başlamış, bu davranış henüz resim sanatına yabancı olan ev halkının tepkilerine neden olmuştur. Çallı’nın resme olan tutkusu kendisiyle birlikte büyüyecektir. Rüştiye’yi Çal’da tamamlamış, sonra da İzmir Mülki İdadisi’ni bitirmiştir.

 

Çallı 1 Kasım 1914 tarihinde Sanayi-i Nefise Mektebi Resim Bölümü’nde yağlıboya atölyesi hocası olarak göreve başlamıştır. 21 Eylül 1915 tarihinde de Hikmet Onat’ın desen atölyesinin başına getirilmesiyle birlikte okulda yepyeni bir dönem başlamıştır. İbrahim Çallı derslerde resim sanatını sevmenin ne demek olduğundan bahsederken, Hikmet Onat öğrencilere doğruyu görmek ve sağlam desen çizmenin inceliklerini öğretiyordu.

 

İbrahim Çallı 1950’den itibaren emekliye ayrıldıktan sonra, özellikle portre türü çalışmalarına ağırlık vermiştir. Aydın bir sanatçı olarak tüm hayatı süresince içinde yaşadığı toplumdan kesitler sunan Türk resminin büyük ustası, 22 Mayıs 1960 tarihinde yaşamını yitirmiştir.

 

İbrahim Çallı, Osman Hamdi Bey gibi bazı portrelerini fotoğraftan çalışırken, başta Atatürk ve İnönü portreleri olmak üzere, yakından tanıdığı, dostluk kurduğu kişileri ve aile bireylerinin portrelerini modele bağlı kalarak çalışmayı tercih etmiştir. Bu Çallı’nın doğacı tutumundan ve akademik disipline olan saygısından ve bağlılığından kaynaklanmaktadır. Çallı’nın resimlerinde, izlenimci estetiğin genel-geçer ilkelerine uyum söz konusu olmakla beraber, bu uyumun sonuna kadar sürdürülmesi söz konusu değildir. Örneğin izlenimciler, konunun “saygın” olmasına, akademik anlamdaki “doğru” çizime ve bilimsel perspektife fazla önem vermedikleri halde, Çallı’da klasik disiplinden gelme özellikler olarak bu noktaların geri plana itilmediği gözlemlenmektedir. Dengeli kompozisyon kuralı için de aynı şey söylenebilse de, akademik ressamların yöntemleriyle çelişen atak fırça vuruşlarıyla, deseni ya da konstrüksiyonu kapatıcı renk lekeleriyle, o ressamların bilgiç tavrını üslenmediği görülür. Özellikle İstanbul peyzajlarında ya da bazı natürmortlarında neredeyse bir eskiz çabukluğunda yapılmış izlenimi veren renk tuşları, resmin yüzeyini kapatır. Burada izlenimlerin sıcaklığı, kesin saptama yöntemlerinin önüne geçmektedir. Nesnenin görünümü ile onu çevreleyen atmosfer arasındaki titreşimler, nesneyi belirleyici çizgileri aşmaktadır. Çallı’nın bu türdeki resimleri kısa sürede ve herhangi bir güçlükle karşılaşmaksızın, kendine özgü bir rahatlık içinde oluşturulduğu izlenimi verirken, çalıştığı konuya hâkimiyetini de ortaya koymaktadır.